Yok bir şey, ağlamıyorum… Yok bir şey, ağlamıyorum…
…yaşlandığında, ambulansın sirenleri sana doğru gelmeye başladığında, birileri gitti diye midene krampların girdiği günleri düşünüp, çok güleceksin kardeşim… Ne kadar basit şeyleri mesele etmişsiniz... Yok bir şey, ağlamıyorum…
…yaşlandığında, ambulansın sirenleri sana doğru gelmeye başladığında,
birileri gitti diye midene krampların girdiği günleri düşünüp,
çok güleceksin kardeşim…
Ne kadar basit şeyleri mesele etmişsiniz değil mi kardeş? Ne kadar basit olaylardan sinir harbine girmişsiniz? Ne kadar ucuz bahanelerle, ne kadar ucuz maddeler için birbirinizi kapkara etmiştiniz zihninizde?
Müstakbel gelin buzdolabını küçük mü bulmuş, soğutmuyor muymuş? Muhtemelen ileride çocuklarınız olunca, iki kapılısını isteyeceği vardı planlarında…Bak şimdi ayrıldınız ve her gün sen bakıyorsun onun istemediği dolaba… Şu işe bak ki o dolap da gün geçtikçe daha çok soğutuyor. (Seni ondan.)
Çamaşır makinen ses mi çıkarıyormuş, değişmeli miymiş? Muhtemelen eski sevgililerinin elbiseleri yıkandığı içindi onun içinde… Ve emin ol ki sadece sizin aşkınızı aklayan, Black Line yeni bir model vardı planlarda… Şimdi yalnızsın ve klozette otururken dalıp gidiyorsun mırıldanarak dönen çamaşır makinene… Bak makine hala dönüyor… (Ki sadece makine dönse, sana yetiyor.)
Mutfağın dolabının kulpu bir boy küçük kalsaydı ne olurdu? Halının kırçılları bir ton açık olsaydı, kimin gözüne katarakt inerdi? Yapma çiçeklerin durduğu yer iki santim geride kalsaydı, hanginizin beyninde tümör oluşurdu?
“Simitçi kahveci gazozcunun” gözünü sevelim değil mi kardeş? Ev kurarken içimizi kurutan “fayansçı boyacı tesisatçıyı” tanıdıktan sonra.
Tatile giderken bavulunun üzerine başka bavul kondu da ne oldu? Şablon hayattan zorla kaçırılmış dört günlük tatilinin bir buçuk gününü “bavul bozumuyla” geçirdiniz , iyi mi oldu?
Şahsi ömründen güle oynaya çalınmış ve kolektif yapılmış o günlerinizi, yalnız kalan günlerinize nasıl geri koyacaksın şimdi? Keşke kalıcı olsaymış değil mi? Dönüp baktığında “bomboşa” hissini vermezmiş en azından… Hani en azından, yanındakiyle “boşa” geçmiş olurmuş da, oradan kurtarırmış ömür.
Kulplar değişecek, bavullar delinecek, parkeler belki bin kez çizilecek… Elde kalan bir el, elini tutabileceğin bir sevgili, bir eş olacak ki, bu da maalesef çok geç fark edilecek… Eh kaç ders aldın da hala fark etmediysen duyguların duvarlardan önemini canım kardeşim, yalnız evinde gözlerini ölüme kaparken son nefesinde, mutfak dolaplarının büyük kulplarını tutarsın artık sıkı sıkı.
Yok bir şey, ağlamıyorum… Kıçıma bir şey kaçtı.

…yaşlandığında, ambulansın sirenleri sana doğru gelmeye başladığında,
birileri gitti diye midene krampların girdiği günleri düşünüp,
çok güleceksin kardeşim…

Ne kadar basit şeyleri mesele etmişsiniz değil mi kardeş? Ne kadar basit olaylardan sinir harbine girmişsiniz? Ne kadar ucuz bahanelerle, ne kadar ucuz maddeler için birbirinizi kapkara etmiştiniz zihninizde?
Müstakbel gelin buzdolabını küçük mü bulmuş, soğutmuyor muymuş? Muhtemelen ileride çocuklarınız olunca, iki kapılısını isteyeceği vardı planlarında…Bak şimdi ayrıldınız ve her gün sen bakıyorsun onun istemediği dolaba… Şu işe bak ki o dolap da gün geçtikçe daha çok soğutuyor. (Seni ondan.)
Çamaşır makinen ses mi çıkarıyormuş, değişmeli miymiş? Muhtemelen eski sevgililerinin elbiseleri yıkandığı içindi onun içinde… Ve emin ol ki sadece sizin aşkınızı aklayan, Black Line yeni bir model vardı planlarda… Şimdi yalnızsın ve klozette otururken dalıp gidiyorsun mırıldanarak dönen çamaşır makinene… Bak makine hala dönüyor… (Ki sadece makine dönse, sana yetiyor.)
Mutfağın dolabının kulpu bir boy küçük kalsaydı ne olurdu? Halının kırçılları bir ton açık olsaydı, kimin gözüne katarakt inerdi? Yapma çiçeklerin durduğu yer iki santim geride kalsaydı, hanginizin beyninde tümör oluşurdu?
“Simitçi kahveci gazozcunun” gözünü sevelim değil mi kardeş? Ev kurarken içimizi kurutan “fayansçı boyacı tesisatçıyı” tanıdıktan sonra.
Tatile giderken bavulunun üzerine başka bavul kondu da ne oldu? Şablon hayattan zorla kaçırılmış dört günlük tatilinin bir buçuk gününü “bavul bozumuyla” geçirdiniz , iyi mi oldu?
Şahsi ömründen güle oynaya çalınmış ve kolektif yapılmış o günlerinizi, yalnız kalan günlerinize nasıl geri koyacaksın şimdi? Keşke kalıcı olsaymış değil mi? Dönüp baktığında “bomboşa” hissini vermezmiş en azından… Hani en azından, yanındakiyle “boşa” geçmiş olurmuş da, oradan kurtarırmış ömür.
Kulplar değişecek, bavullar delinecek, parkeler belki bin kez çizilecek… Elde kalan bir el, elini tutabileceğin bir sevgili, bir eş olacak ki, bu da maalesef çok geç fark edilecek… Eh kaç ders aldın da hala fark etmediysen duyguların duvarlardan önemini canım kardeşim, yalnız evinde gözlerini ölüme kaparken son nefesinde, mutfak dolaplarının büyük kulplarını tutarsın artık sıkı sıkı.
Yok bir şey, ağlamıyorum… Kıçıma bir şey kaçtı.


admin

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir